Hakikati ve Adaleti Savunma
10 01 2008Aşağıda bir abinin bloğundaki bir yazısına yazdığım bir yorum var. Bunu yazarken bir miktar zaman harcadığım için kendi bloğuma da almak suretiyle internetteki varlığını pekiştirmek istedim.
Abi, dünyanın geleceğinde Mehdi’nin gelişi ve doğru uygulandığı şekliyle İslâm’ın hakimiyetini vurgulamakta haklısın. Ama öyle düşünüyorum ki bu dünyevî başarıdan daha fazla ahiret gününü ve insan toplumu üzerindeki İlâhî düzenin o gündeki gerçek, tam zaferini vurgulamalıyız, bir de Hakk’ın-hakikatin o gündeki muhteşem zaferini.
Yanlış bir tavır olarak hakkında sabrımı koruyamadığım bir başka konu da, insanların İslâm’ın doğruluğuna veya Allah’ın varlığına karşı çıktıkları zamanki zekice tezleri, itirazları ve cevapları. Gerçekte, insanlar zekice münakaşa yoluyla kendilerini ve kendilerinin yanında bir takım diğerlerini aldatabilir, ama hakikati hiçbir zaman hiçbir şekilde gizleyemezler. Kıyamet gününde bütün yalanların yalan oldukları ispatlanacak ve onların taraftarları onları savundukları için utanacaklardır.Allah bu dünyada insanların gerçek hakikati hor görüp istedikleri yalan ve batılı konuşmalarına izin verir. Allah buna bir amaca yönelik olarak müsaade eder. Bu amaçlılığın farkında olmalı ve insanların pek sıklıkla tartışma yoluyla Hakk’a-hakikate galebe çalıyor görünmelerinden dolayı mutsuz olmamalıyız.
Bu amaç şu olsa gerek: Batıl var olduğu takdirde bunun ne kötü bir şey olacağını, ne denli haksız, pis ve merhametsiz bir evrenin ortaya çıkacağını Allah bizim bilmemizi istemektedir. Bu dünya ve onun pislikleri ve merhametsizliği, kıyamet gününden sonraki evren ve toplumun eksiksiz mükemmelliğini takdir etmemiz ve ayrıca Allah’ın kendisini takdir etmemiz için vardır.
Beni yanlış anlamayın, bu yazıyı okuyabilecek olan dostlar! Âdil ve Allah’tan korkan bir dünya düzeni için, ona evrenin ikinci yaratılışında zaten sahip olacağız diye bu dünyada mücadeleye ihtiyacımız yoktur, demiyorum. Âdil ve İslâmî dünya düzeni için burada da mücâdele etmeliyiz, ama bu sadece kendimizi Allah’a kanıtlamak için olmalı, Hakk’ı-hakikati herhangi bir kimseye kanıtlamak için değil! Kendi mânevî gelişimimiz için, Allah’a O’nun Kendisini, adaletini ve hakikatini takdir ettiğimizi kıyamet gününde onunla karşılaşmadan önce göstermeliyiz, ki bunun yolu da bu dünyada gücümüzün yettiğince adalet ve doğru inanç tesis etmeye çalışmaktır. Fakat Allah amellerimizin (eylemlerimizin) sonucu olarak bize her ne verirse ondan hoşnut olmamız gerekir…
Açıklama: Bu yazıda “kıyamet günü” tabirini “dünyanın sona erdiği zaman” şeklinde bugünkü Türkçe’de yaygın olan anlamıyla değil, “dünya sona erip tekrar yaratıldıktan sonraki hesap ve sorgu zamanı” anlamında kullandım. Bu tabirin asıl anlamı benim kullandığım gibidir.
Son Yorumlar